Fark edemediklerimiz!
Ne sihirli kelime imiş, “Değişim”.
Değişmek, değiştirmek. Dönüşmek, dönüştürmek.
Baş döndürücü hızla değişiyoruz. Elimizdekileri değiştiriyoruz ve kendimiz de değişiyor, dönüşüyoruz. Rotaya girdik, artık makinelerin çalışmasına da ihtiyaç yok. Bizi akıntı götürüyor. Tam yol ileri. İleri nereye düşer, akıbet nedir, sormaya ve sorgulamaya ihtiyaç yok. Değişiyoruz ya!
Değişiyoruz da, gelişiyor muyuz? Pek, evet denilecek gibi değil. Amma farklılaşıyoruz. Eskiden kalan ne varsa, marş marş tarihin sandığına. Eskiyi getir, yeniyi götür. Yeni görüş, yeni tarz, yeni hayat, yeni heyecan.
Yeni hayatımızın ahengi, sesi, armonisi, estetiği nedir? Eskinin yerine neleri ikame edebildik? Uğruna terk ettiğimiz yeni, ruhumuzu ne kadar okşuyor? Gönlümüze ne kadar şerbet sunabiliyor?
Meselâ; musıkimizi verdik ve karşılığında müzik aldık. Hızlı, ritmli, daha çok enstrümana insan sesinin yama olduğu, çağdaş müzik. Gırtlak ile değil de bel ve kalça ile icra edilen müzik. Hızlı ve gürültülü hayatın, hızlı ve bağırtılı müziği.
Siz, sabahın mahzun ve masumane sessizliğinde ezan dinleme şansına sahip oldunuz mu? Minareden gönüllere akan sabâ makamının lâhutî şerbetinden içebildiniz mi? Yatsı ezanının, gecenin karanlığındaki zulmeti kaldırışına şahit oldunuz mu? Yoksa, o sırada bir yerlere mi yetişmekle meşguldünüz? O sırada, sizi bu ziyafetten alıkoyan, seyretmeniz ilham olunmuş çok önemli bir televizyon programı mıydı?
Siz, mâbedde insan sesinin ne kadar güzelleştiğinin farkında mısınız? İnsan sesinin, cami kubbesinde renkten renge akan armonisine şahit oldunuz mu? Mevlid’de, ahseni takvim olarak yaratılmış insanın sesinin duadan niyaza, muştudan selamlamaya makamdan makama aktığı harika resital ile melekût aleminin coşkusunu yaşadınız mı?
Yoksa, ruh âlemimizin çağlayanını eskicide mi bıraktık. Farklılaşalım derken, farkında olmayı da mı bıraktık? Bugün kırık dökük hatıralarımızı, kurrâ imamlarımız ve bülbül sesli musıkişinas müezzinlerimiz cansuyu dökerek yaşatmaya çalışıyor da; Ezan’ın, Salâ’nın, Kur’an-ı Kerim Tilavet’inin ve Mevlid-i Şerif’in farkında olup füyuzatından hisse almaya çalışıyoruz. Bu hazine, hayatımızın bir bölümünü zenginleştirmeye ve süslemeye dün olduğu gibi bugün de hazırdır. Belki de, ruhumuzun bugün ençok ihtiyaç duyduğu bu hazinedir? Belki de medeniyetin ana kapısının anahtarı bu hazinede saklıdır?
Yarın, neyin farkında olmadığımızın da farkında olmazsak!