|
|
|
|
|
|
|
|
Açılımın Adı Bile Örgütü Korkutmaya Yetti |
|
|
|
Tarih : 23.06.2010 - 19:08:42 |
|
| USAK Genel Koordinatörü Doç. Dr. Sedat Laçiner Habertürk’de 22 Haziran 2010 günü yayınlanan ‘Gündem’ programına katıldı. Programın diğer konuğu ise ORSAM Danışmanı emekli general Armağan Kuloğlu’ydu. Pelin Çift’in hazırlayıp sunduğu programda son dön |
|
|
|
USAK Genel Koordinatörü Doç. Dr. Sedat Laçiner Habertürk’de 22 Haziran 2010 günü yayınlanan ‘Gündem’ programına katıldı. Programın diğer konuğu ise ORSAM Danışmanı emekli general Armağan Kuloğlu’ydu. Pelin Çift’in hazırlayıp sunduğu programda son dönemde artan olaylar ve en son Halkalı’da meydana gelen bombalı saldırı ele alındı.
Sunucu Pelin Çift’in, Laçiner’e ilk sorusu “PKK, geçtiğimiz günlerde, orta yoğunluklu saldırılara geçeceği açıklamıştı. Sizce bu saldırıların arkasında PKK’yı mı yoksa onun söylemlerinden nemalanmayı amaçlayan başka bir örgütü mü aramak gerekir?” şeklinde oldu. Bu soruya karşılık Doç. Dr. Laçiner şu karşılığı verdi:
“Böyle bir yorum yapmak için henüz çok erken. Güvenlik birimleri olay yerindeki çalışmalarını yürütmeye devam ediyorlar ve ancak onların vereceği bilgiler doğrultusunda saldırıların arkasında kimin/kimlerin sorumlu olduğunu öğrenebileceğiz. Öte yandan, sizin de ifade ettiğiniz gibi, PKK, saldırılarını tüm Türkiye sathına yayacağını açıklamıştı. Aslında PKK, geçmişte gerçekleştirdiği saldırı metotlarını tekrarlıyor. Panik ortamını arttıracak kolay hedeflere yöneliyor. Bir otobüsün geçeceği güzergâha bomba koymak, bir çöp kutusunu patlatmak zor hedefler değil. Amaç, halk arasındaki panik duygusunu güçlendirmek. Burada sivil ve askeri yetkililere önemli görevler düşüyor. Maalesef, son dönemde yapılan açıklamalara bakıldığında sadece halk arasında değil aynı zamanda mücadeleyi yürütmekte olan üst düzey birimler arasında da panik atmosferinin güçlü olduğu gözlemleniyor. Bu noktada önemli olan soğukkanlı bir şekilde hareket etmeyi sürdürmektir.”
Pelin Çift programın devamında Laçiner’e “saldırılar sonrasında, ailelerin çocuklarına yönelik normale karşı daha korumacı yaklaşmasını paranoyakça bir tutum olarak mı değerlendiriyorsunuz? Yoksa temkinli yaklaşılmasında fayda mı bulunuyor?” sorusunu yöneltti.
Terörün insanlardaki korku duygusunu istismar ederek hayat bulduğunu belirten Doç. Dr. Laçiner sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu tür terör saldırıları sonrasında insanlar arasında bir korku havasının oluşması doğaldır, ancak bu korkuyu besleyecek faaliyetlerden de kaçınılması, en kısa sürede hayatın normal akışının yakalanması gerekmektedir. Burada özellikle medyaya önemli sorumluluklar düşmektedir. Hatırlayacağınız gibi, 11 Eylül ve Londra (7/7) saldırılarından sonra yabancı medyanın soğukkanlı ve sorumluluğunun bilincinde hareket ettiğine şahit olmuştuk. Hemen saldırıların akabinde ekranlara yansıyan görüntülerde şiddet unsurlarının yoğunluklu olduğu karelere yer verilmemişti. Bu bağlamda, güvenlik birimleri ile medya arasında sıkı bir işbirliği oluşturulması gerektiği kanısındayım. Medya, en kısa zamanda objektif ve somut bilgilere erişebilmelidir. Aksi takdirde medya ham görüntülere ve ilk gelen bilgilere sarılacaktır ki bu en tehlikelisidir. Öte yandan, terörün insanların korkularından beslendiği unutulmamalıdır. Terör gerçeğini uzun yıllardır yaşayan bir ülke ve toplum olarak, bu tür eylemlerin hepimizi vurmasına izin vermemeliyiz. Terör bu tür saldırılardan sonra insanların sokağa dahi çıkamaz hale gelmesini ister. Abartısız, ancak tedbiri de elden bırakmaksızın hayatın normal akışında sürmesi gerekir”.
İSTİHBARAT ZAFİYETİ VAR MI?
Pelin Çift son saldırılarda istihbarat zafiyeti olduğu yönünde iddialar bulunduğunu hatırlatarak “Son dönemde sıkça tartışılan istihbarat zafiyeti iddiaları ile ilgili görüşlerinizi alabilir miyiz? diye sordu. Laçiner ise “yaşanan her terör saldırısında tüm sorumluluğu istihbarat zafiyetine bağlamak doğru değildir” diyerek şunları ifade etti:
“İstihbaratın başarı ölçüsünü münferit saldırılar belirleyemez. Zira istihbaratın başarısız olduğu durumlarda genelde herkesin anında haberi olurken, istihbaratın başarılı olduğu sayısız olayda kimsenin haberi olmamaktadır. Bilindiği üzere 2004 yılında PKK, 100 civarında canlı bombayı büyük kentlere yollamıştı ancak istihbaratın başarı sağlaması neticesinde büyük oranda bu saldırıların önü alınmıştı. Başka bir deyişle pek çok terör saldırısı girişiminde istihbarat başarıları varken bunları vatandaşlarımız pek bilmezler. Fakat bir tek olayı elinizden kaçırsanız çok büyük bir dram ile karşılaşabilirsiniz. Sınırlardaki istihbaratta yaşanan sıkıntılara bakıldığında ise, bunun çok başlılıktan değil, sürecin yavaş işleyişinden ve bazı durumlarda istihbaratın o bölgede bulunmayışından kaynaklandığını söylemek mümkündür. Terörle mücadele birimleri arasındaki istihbarat akışının gereğinden fazla prosedürel engellemelere takılması, bilginin işlenmesi esnasında görülen aksaklıklar, emir-komuta zinciri çerçevesinde işletilen ağır süreç, belli ölçülerde esneklik gerektiren mücadelede örgüte yönelik geri dönüşte geç kalınmasına neden olmaktadır.
Öte yandan, Şemdinli’de yaşanan son saldırılara bakıldığında çok sayıda silahlı militanın uzun mesafe boyunca sessiz sedasız ilerleyebilmesi, bölgede istihbaratın yeterli derinliğe ulaşamadığını bizlere göstermektedir. Sonuç olarak ordunun, MİT’in, polisin ve diğer güvenlik ve istihbarat birimlerinin ciddi bir reform sürecine ihtiyaç duyduğu ortadadır. Hiç kimse istihbarat kapasitemizin arttırılmaya muhtaç olduğunu inkâr etmiyor, edemez de zaten. Bu reform süreci sadece yasal düzenlemeleri kapsamamakta, aynı zamanda teknoloji alanında yaşanan değişimlere, yeniliklere açık olmayı gerektirmektedir. Günümüzde Türkiye’de hala alan hâkimiyetinin insan vücuduyla sağlanmaya çalışıldığını görüyoruz. Oysa terör sorunu ile mücadele etmekte olan birçok gelişmiş ülke insansız uçaklar, uydular ve diğer hava ve gece görüş sistemlerini, yüksek düzey teknolojinin imkânlarını kullanıyorlar. Türkiye’nin de alan hakimiyetini insan bedeniyle değil, akıl ve teknoloji ile yapması gerekiyor”.
Laçiner ayrıca terör olaylarının toplumu ve devleti panikletmemesi gerektiğini, birkaç saldırının demokratikleşmeye ve reformalara da engel olmaması gerektiğini ifade etti:
“OHAL, PKK’nın istediği haldir. Terör örgütü sıkıyönetim şartlarında doğup gelişmiş, OHAL altında serpilmiştir. Türkiye’de terör aşırı özgürlük veya demokrasinin istismarından kaynaklanmamıştır. Bu nedenle denenmiş ve felaketlere yol açmış yollara sapılmamalıdır. Demokratik Açılım’ın terörü azdırdığı da doğru değildir. Açılım çabası eleştirilebilir, biz de eleştiriyoruz. Ancak açılım nedeniyle terör arttı, zaaflar oluştu demek doğru değildir. Aslına bakılırsa terör örgütü Açılım’ın adından dahi korktu ve kendisinin tasfiye edileceği korkusu içinde saldırmaya başladı. İçi boş bir açılım bile örgütü bu kadar korkutmaya yetti, bir de içi dolu olanını düşünün siz.”
|
|
|
|
|
|
 |
33 Kişi Tarafından Okundu. |
|
Yorum ( 0 )
|
|
|
|
|
Kayıtlı Yorum Bulunmuyor. |
|
|
|
|
Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
Ziyaretçi İstatistikleri |
 |
|
|
|
|
|
Online |
: |
1 |
|
Bugün |
: |
9 |
|
Dün |
: |
26 |
|
Toplam |
: |
3908 |
|
Ip No |
: |
38.107.191.87 |
|
|
|
|
|
 |
|
 |
|