Bir babanın muhabbeti, bir annenin sevdası, bir vatanın bekası geliyor aklıma her şehit haberini duyduğumda. Sonra kıtalar arasından seçilmiş bir mısra geliyor aklıma “Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır” evet biz Türk milleti olarak toprağımıza öylesine ilahi bir kutsiyet ile bağlıyız.
Başbakanımız ve Genel Kurmay Başkanımız mevzilerde bir asker ile konuşuyor, askerin ifadesi kan donduracak inanç ve itikat ile dolu, “Komutanım! Gedik tepe’de dikili taş olarak kalmaya hazırım”.Böylesine inanmış vatan evladınız olacak ve fakat sıraya dizilmiş al bayraklı tabutlarda ihanetin her türlüsünün kol gezdiği dağlarda,hain pusularda, toprağın kara bağrına vereceğiz evlatlarımızı....İnsanın her türlüsünün donup kalacağı bir sahne...
Bugün yas tutup,ağlama günü değil, hesap sorma, hesap yapma, birlik olma,iri olma,diri olma, haini bulma, riyakarı ortaya çıkarma günüdür.Sahnedeki figüranların arasındaki senaristleri çıkarma günüdür.Gelin zihnimizdekileri ortaya serelim.
Darbeler ve savaşlar; ölüm, korku, endişe demektir.Ülke içinde terör ve dış tehditler artırılarak, korku psikoloji üretmesi sağlanır, korkan ve sinen halk ortaya çıkan bu güvenlik açığından dolayı ya kışkırtıcı bir şekilde saldırma yada bu korku psikolojinin sebebi olan şeyi ortadan kaldırmaya çalışırlar.Böylelikle güvenlik açığının ortaya çıkardığı zafiyet genellikle devirtilmek istenen iktidarı işaret etmektedir.28 Şubat sürecine baktığımızda İran olacağız korkusu ile ülke geriye gidecek diye kendi iktidarlarını ayakta tutmak için ihanetin her türlüsünü yaptılar.11 Eylül saldırıları ile İslami Terör ifadesini kullanarak İslam-Terör yan yana kullanarak tüm Müslümanların terörist gibi bir algının içine sokarak Afganistan ve Irak a saldırmanın alt zeminini hazırladılar.Kendi halkları için güvenlik sorunu oluşturan terör yuvalarını ele geçirmek için bu olayları tezgahladılar.Hem kendi halkları nezdinde yaşamak için öldürmeye mecburuz diye düşünmelerini sağladılar hem de Dünya milletleri gözü önünde bak bize saldırdılar bir sürü insanımız ölmesine sebep verdiler diyerek kendilerini haklı kılmaya çalıştılar.Güvenlik açığının olduğu yerde özgürlükten bahsedemezsiniz.Özgürlüğün olmadığı yerde de demokratik rejimin ayakta durması gibi bir durum olamaz.Güvenliğin tesis edilemediği bir ülkede ne hükümeti kuranlar nede STK mensupları nede halk demokratik hakkı olan ifade ve eylem hakkını kullanamaz.
Geçmiş darbeler tarihimize baktığımızda, devletin güvenlik ile sorumlu birimi görevini yapmayıp güvenlik açığı oluşturarak iktidarı demokrasi kendi kendini yönetememiştir diyerek güvenlik açığından oluşan ölümleri şu tarihi sözlerle ifade edebiliriz 11 Eylül 1980. "Ertesi gün" ise sütliman... 12 Eylül 1980 .Sıkıyönetim, aynı sıkıyönetim idi.Güvenlik güçleri, aynı güvenlik güçleri.
Ne oldu da:11 Eylül'de akan kan, "12 Eylül'de duruverdi." Acaba neden; "Kan" 11 Eylül'de neden durdurulmadı?..Durdurulmak istenmedi? Güvenlik istenirse sağlanır, istenmezse de sağlanmaz.
Güvenlik güçlerinin başarısızlığı hiç şüphesiz hükümetin suçudur. Bunu çok iyi bilen şer odakları terör karşısında aciz duruma düşen silahlı kuvvetlerin başarısızlığını iktidara yükleyerek hedef saptırmaktadırlar. Başbakan da silah verdik, para verdik, bomba verdik diyerek sorumluluğunu yerine getirdiğini ifade ediyor. Genel Kurmaydan sorumlu birisi olarak güvenlikte açık varsa, bunun metodunu veya şeklini değiştirirsiniz. Yapılan terör saldırılarının ardından muhalefet tarafından hükümetin istifası istenmiştir. Genel Kurmay sana bağlı diyerek, yeri geldiği zaman orduyu göreve çağıran muhalefet, hükümet ile orduyu karşı karşıya getirmeye çalışmaktadır. Hükümete muhalefet yaptığını zanneden muhalefet partileri aslında milletin iradesine muhalefet etmektedir.AK koyun Kara koyun kimmiş bekliyoruz…..